Ana içeriğe atla

İtalya'da suşi yemek 'All you can eat'


                                               
                                                         
   Merhaba, artık buradaki bir ayım çoktan sona erdi ve mutlu olmak istediğim bir an varsa ve Esselunga’ya (buradaki büyük bir market) girmişsem kesinlikle suşi almadan marketi terk edememeye başladım. Suşi fiyatlarına değinecek olursam her fiyata var. Sizin ne kadar suşi yemek istediğinize bağlı olarak sayısı değişiyor. 4 tane tadımlık alayım derseniz 3 euroya alabilirsiniz. Veya 4 euroya daha büyük olanları var ama ben her defasında bildiğimden şaşmayım diyerek görselde gördüğünüz tadı California Roll’e benzeyen ve gerçekten çok lezzetli olan suşiyi alıyorum. Hem bu aldığımda içinde soya sosu ve chopsticks mevcut. Diğerleri için içinde chopsticks, soya sosu, wasabi bulunan pakete ayrıca 99 cent vermeniz gerekiyor. Gerçekten epey doyuyorum da ve sağlıklı da olduğunu düşünüyorum. Bu aldığımın ismi Salmone: Uramaki roll. 6 Euro’ya almaktayım. Evet, biraz pahalı ama yerken ki mutluluğumu görseniz değer dersiniz.

   Bir diğer bahsetmek istediğim şey ise ‘All you can eat’ konsepti. Anladığım kadarıyla İtalya’daki şehirlerin hepsinde bulabilirsiniz bu konseptteki restoranları. Pavia’da da bulunmasına rağmen ben Vigevano’ya gittiğimde yemiştim. 3 arkadaşımla birlikteydik ve restorandan kalktığımızda bir kilo ağırlaşmış olduğumu söyleyebilirim. Çünkü ben olabildiğince her şeyi denemek istiyordum ama midem diğer iki arkadaşıma göre küçük olduğundan kalanları yemek zorunda kaldılar hep. Neden zorunda kaldılar dersek? Hemen anlatıyorum.

    Bu konseptte 10 euro veriyorsun ve menüdeki her şeyi isteme hakkına sahip oluyorsun. Ama tek bir şartla tabağında kalanların fiyatını ödemek zorundasın. Ben doğru düzgün kahvaltı bile yapmamıştım dolayısıyla ilk önce menüdeki sıcak börek tarzı şeylerle başladım. Ve gezimizden epey bir saati bu restoranda geçirdik ama çok eğlenceli ve epey doyurucuydu. Şöyle ki ben genelde Türkiye’de pişmiş suşileri tercih ediyordum ama burada pişmişini pek bulamıyorsunuz. Hele de denediğim bazı şeyler gerçekten çok canlıydı ve onları yemeye devam edemedim açıkçası ama bazıları o kadar güzeldi ki. Vov.

   Bence İtalya’ya gelmişken Mcdonalds’a gitmek yerine böyle bir seçeneği değerlendirmek gününüzü daha da güzel kılabilir. Ve ben o günün akşamına hiçbir şey yiyemedim. Bir öğününüzü böyle yapıp akşamı es geçersiniz hem tasarruflu da olur. Biliyorum Mcdonalds çok ucuza geliyor. Ben de Milano’da bu seçeneği kullanıyorum epey.

   Burada bir de denemek istediğim Asya restoranı var. Bu yazıyı oraya da gittikten sonra tekrar güncelleyebilirim.
   Sevgiler.
   

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ahh Gülbeşeker!

  Merhabalar, bugün size bahsetmek istediğim, gönülden sevmekte olduğum Çalıkuşu romanı ve filmleri. Ben çok eski basım bir Çalıkuşu romanına sahibim. Lise yıllarında eski bir yerden bulmuştum. Kalın bordo kapaklı bir kitap. Kendisine sahip olmaktan çok mutlu ve de gururluyum umarım o da benimle aynı düşünceleri paylaşıyordur.     Geçen yurttan bir kız arkadaşıma uyku öncesi papatya çayı içmeye çıktım dedik ki hadi bir Türk filmi izleyelim. İtalya'da ülkemizi pek özledik malum. Ve Çalıkuşu'nun birincisini izledik. Bugün de İtalyanca çalışırken aşırı acıkmam sonucu hadi ikinciyi de yemek yerken açıvereyim dedim. Açıkçası pek sevdim. Hazır 15 tatil de geliyor. Evinizde alırsınız çayınızı elinize izlersiniz. Hani klasik bir soru vardır ya. Yeşilçam'da en sevdiklerin kimdir diye. Ben erkek oyuncu olarak Kartal Tibet derim hep. Burada malum Kamuran biraz konakta el bebek gül bebek büyümüş ee biraz da çapkın rolünde ama hala sevmekteyim kendisini.  ...

Görüşürüz Sierra

   Merhaba, bu sabah güzel bir şekilde uyandırılmasam da arkasını güzel getirmeye kararlı bir şekilde yeşil çayımı demledim ve yoğurt yulaf karışımımı hazırladım ve bilgisayardan Sierra Burgess is a loser açtım. Filmin fragmanını beğenmiştim ve ne zamandır izlemek aklımdaydı. Güzel bir sabah adına izlenebilir bir film bence. Sierra da kendime dair pek çok şey buldum. Lisede ben de bir ara en önde otururdum ve teneffüslerde kitap okur, edebiyat derslerine bayılırdım. Sayısalcı olmama rağmen kendi kendime dönem analizi yapmaya çalışır, Tanzimat dönemini işlerken kitaplarını toplayıp okurdum. Bir dönem George Orwell ''1984'' ile felsefeye de ilgi duymaya başlamıştım. O yazarın ''Hayvan Çiftliği'' de beni o dönemler çok etkilemişti ve daha sonra üniversitede tiyatrosuna gitme fırsatı yakalamıştım. Yakalamıştım diyorum çünkü Ankara'da böyle oyunlara gidebilmek için bilet kovalamak zorundasınızdır ve ben bu konuda hiç şanslı sayılmam. Seçmeli dersl...

Akışa Dur de!

         Bizi sürükleyen akışta kafamızdaki olmak istediğimiz insandan uzaklaşmak... Bu aslında sana hayatın kesin olarak yapacağını bildiğin bir şey. Birazcık düşünmezsen 'Ben şu anda ne yapmak istiyorum'u  hayat senin yerine karar veriyor hemen. Hayatımıza girdiğimiz sınavlar, erken hayata atılma denilen toplumun getirdiği yük karar veriyor. Aman okulum uzamasın aman şuna çok vakit ayırırsam derslerime çalışamam derken bir bakıyorsun ilgi alanların, defterlerine yazdığın hayaller bir kenarda yığın olmuş kalmış.          Yazın gelişi azıcık soluklanma vaktidir. Biraz düşünme. Ağaç gölgelerinde hamaklarda yatma. Deniz kokusu çekerek şezlonglarda kestirme. Ruhunu dinlendirecek hafif kitaplar okuma vaktidir yaz. Yazın insanın canı Rus edebiyatından okumak çekmez mesela.           Ben temmuz ayı itibariyle uzun zamandır hayalini kurduğum düşler odaklı bir hayata birazcık göz kırpacağım.     ...